HAYALİ BİLE ZOR KURUYORUZ
Şimdi bu küçücük torba bile elimi yoruyor.” diyen yaşlı bir teyzenin sesi geldi aklıma. Çünkü mesele tam olarak bu: Halkın omuzlarına binen yük, hayal kurabilecek alan bırakmıyor. Hayal dediğin şey ancak nefesin varsa yeşerir. Bu ülkede insanların nefesi kesik.
Bir zamanlar gece uyumadan önce geleceğe dair küçük bir serinlik olurdu içimizde. Çocukların büyüdüğünde nasıl bir meslek seçeceğini, hafta sonuna bir piknik planını, borçlar bitince alınacak küçük bir evin hayalini… İnsan, uykuya dalmadan hemen önce kendini avutacak minik bir ışık bulurdu. Şimdi ışığın kendisi karardı. Evlerde gece lambaları yanıyor ama insanlar karanlığa yatıyor.
Siyaset, meydanlarda atılan nutuklardan ibaret sanıldı yıllarca. Oysa gerçek siyaset evlerin içinde, mutfakta, çamaşır ipinde kuruyan umutlarda, çocukların beslenme çantasına konan yarım elmada saklı. Bu ülkede artık çocuklar bile geleceği değil, bugünün sorunlarını düşünüyor. “Anne bu ay kira ne olacak?” diyen bir çocuğun olduğu yerde hayal perisi barınmaz. Çocukların hayal kuramadığı yerde hiçbir ülke geleceğini savunamaz, gençlerin okul bittikten sonra bir an önce yurt dışına kaçmayı planladığı bir ülkede yeni doktorlar, öğretmenler, ekonomistler yetişemez.
Bizim insanımız hayal gücünü bırakmadı aslında; hayal gücü ondan zorla alındı. Yıllardır bitmeyen ekonomik kriz, adaletsizlik, iş güvencesizliği, sesinin duyulmaması, hayatın tüm yükünün bireyin omzuna yıkılması… Bir insan her gün düzeni ayakta tutmak için mücadele ederken, o düzen bir türlü onun yüzünü güldürmüyorsa, bir süre sonra hayal kurmak bile lüks hale gelir.
Geçenlerde İzmit’e gelirken dolmuşta konuşulanlara kulak misafiri oldum. Genç bir kadın, “Keşke eskisi gibi hedeflerim olsa, ama artık sadece ay sonunu düşünüyorum” diyordu. O cümle derin bir yalnızlık taşıyordu. Çünkü hedef dediğin şey hayalin olgunlaşmış halidir. Hayal yoksa hedef yoktur; hedef yoksa yön yoktur. Bir toplumun yön duygusunu kaybetmesi, herkesin kendi iç karanlığında kaybolması demektir.
Bugün halkın kafasını yastığa koyduğunda en çok düşündüğü şey ne? Bir sonraki seçim değil. Yeni bir proje değil. Büyük bir reform hiç değil. Halkın en büyük sorusu şu: “Yarın ne yapacağım?” Bu soruyu soran bir insan, hayal kuramaz; çünkü hayal kurmak için önce kendini güvende hissetmek gerekir. Kendini güvende hissetmeyen bir toplumda siyaset konuşmak bile yarım kalır. Çünkü siyaset güven üzerine kurulur. Halk devlete, sisteme, adalete, yönetenlere güvenmediği sürece hiçbir söz yankı bulmaz.
Bu ülkede siyaset, yıllardır halkın hayal kırıklığına dayanıyor. Kırılmış hayallerle seçim kazanılmasına alışıldı. Ama halkın her gece bir cümleyle uykuya direndiğini kimse fark etmiyor: “Ya yarın daha kötü olursa?” İşte bu cümle, toplumun omurgasını çürüten gizli bir sızı gibi. Yarının kötü olabileceğini düşünmek bile hayallerin ölüm ilanıdır.
Bir ülkede insanlar gece hayal kuramıyorsa, gündüz çalışırken de ruhsuzlaşır. Sabaha kadar kafasında borç hesaplayan işçinin, ertesi gün üretim yaparken gülümsememesine şaşırmak niye? Her gün “Ya işimi kaybedersem?” korkusuyla güne başlayan bir memurun, vatandaşa tebessüm etmemesine kızmak niye? Hayal kuramayan toplum, yavaş yavaş umudunu kaybeder; umudunu kaybeden toplum da değişim talep edemez hale gelir.
İşte bu yüzden, siyasetçilerin halka vadettiği her şeyin ötesinde asıl vaat bu olmalı: “Sana hayal kurabileceğin bir ülke bırakacağım.” Bu vaat bir lüks değil, demokrasi standardı. Çünkü demokrasi sadece oy kullanmak değil; insanın kendi geleceğine dair söz söyleyebileceğine inanması. Bu inanç çöktüğünde, sandık da çöker, meydan da çöker, bütün o parlak vaatler de çöker.
Bugün halk pazar arabasının tekeri patlamasın diye dua ediyor; elektrik faturasına bakarken sessiz sessiz iç geçiriyor; çocukların istediği süt yerine daha ucuzunu alıyor; markette kasaya gelince sepettekileri geri koyuyor. Böyle bir ülkede “hayal kurun” demek, insanlara hafif bir alay gibi geliyor.
Hayaller ölmüyor aslında; sadece dolapta bekletiliyor. Bir gün tekrar canlanabileceklerine dair küçük bir umut kırıntısı var hâlâ. Halk kolay kırılmıyor çünkü. Ama umut da su gibi; akmazsa bulanır. Bu ülkede su uzun zamandır bulanık akıyor.
Sorun şu ki; halkın kafasını yastığa koyduğunda hayalini kurabileceği bir şey kalmadı. Ama asıl korkutucu olan, siyasetçilerin bunu hâlâ fark etmemesi. Çünkü halkın hayal kurmadığı bir yerde hiçbir siyasal düzen ayakta kalmaz. O yastığın altına saklanan gelecek, bir gün sessizce çekip gider.
Belki de bu ülkenin en büyük ihtiyacı, insanlara yeniden hayal kurduracak bir sözü hatırlatmak: “Yarın daha iyi olabilir.” İşte o cümle geri gelirse, halk da geri gelir.
- Toplam 2 yorum
Ahmet Kasımoğlu 17:40 - 09 Aralık 2025
Hayalimin içine ettin Sinem kardeşim, uyurgezer durumdaydım, iktidar olmayı hayal ediyordum. Çok şey mi istedim. Şunun şurasında ne ömrüm kaldı ki hayalimden ettin beni. Yazın uyandırdı, kalemine sağlık kardeşim.
Kudret Köksoy 12:50 - 09 Aralık 2025
Kalemine ve yüreğine sağlık
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bir Domates Meselesi 30 Ocak 2026 Cuma
- Elma Olmanın Yorgunluğu 19 Ocak 2026 Pazartesi
- Bordrolu Yoksulluğa Hoş Geldiniz! 08 Ocak 2026 Perşembe
- Bizi Kim Kurtaracak Kurtarıcılardan? 05 Ocak 2026 Pazartesi
- Altın Olsa Kesenden Bal Olsa Kasenden 26 Aralık 2025 Cuma
- ERKENDEN 2026’ya …. 12 Aralık 2025 Cuma
- Kocaeli’ye Kimin Yükünü Yüklüyorsunuz? 30 Kasım 2025 Pazar
- Her Şeyin Pahalıya Mal Olduğu Bir Dünyada Zarurinin Kutsal Çığlığı 24 Kasım 2025 Pazartesi
- Kocaeli Demirin Gölgesinde, Çöpün Kokusunda Isınıyor 14 Kasım 2025 Cuma
- Bir Dakikalık Sessizlik Bir Asırlık Söz 10 Kasım 2025 Pazartesi